İslam Hakikat

Kadın Hakları, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Din

Kadın hakları ve cinsiyet eşitliği gibi konular günümüzde hemen her coğrafyada tartışılmaya devam eden, farklı düşünce akımlarını tetikleyen bir meseledir. Felsefi, Sosyolojik ve Dini açıdan bakış açıları mevcuttur. Ancak burada kültürel yaşamın etkisinin hemen her alana sirayet ettiği de yadsınamaz bir gerçekliktir.

AYRIMCILIĞIN SOSYAL SEBEPLERİ

Pek çok sosyal bilimci ayrımcılığın sebebinin temelinde kadın erkek arasındaki iş bölümünde yattığını söyler. Kültürün, ekonominin, değişimiyle roller de değişerek kadın erkek arasında eşitliğin bozulduğuna, statünün değiştiğine kanaat edilir. Buna ek olarak fizyolojik farklılıklar, kadının hamile kalması, evde çocuğa bakması ve erkeğin dışarda daha güç gerektiren işlerde vs. çalışması  daha sonra bu rol ayrımları hayatın tamamında ayrıma yol açmıştır. Kadının çalışma hayatına sınırlı katılımı kadının ikincil bir varlık ve toplumda öteki olarak görülüp değersizleştirilmiştir. Toplumsal cinsiyet ve ataerkil toplum kadının öteki gözükmesinde büyük rol oynar. Ataerkil sistem sosyal ilişkilerde erkeğe üstünlük verir ve erkeği daha güçlü kılar.  

ESKİ MEDENİYETLERDE KADINA OLAN AYRIMCILIK

İlk yazılı kuralları olan Asurlar’ın kadının kulağını kesme, dişlerini kızgın tuğla ile kırma ve evlere kapatma uygulamaları karşımıza çıkar. Medeniyetin beşiği olarak görülen Atina ’da on iki, on üç yaşına gelen kızların evlenmesi beklenirken,kızların kocalarını seçmesine izin verilmezdi. Evlilik, babanın izni ile yapılırdı ve boşanma tek yanlı olarak erkeğe verilmiş bir haktı. Hindistan bölgesinde de kadınlar için iç açıcı bir durum yoktu. Kadınlar ne miras alabilir ne de boşanabilirlerdi. Ortodoks Yahudi erkeklerin, her sabah kalktıklarında, Allah ’a, onları kadın olarak yaratmadığı için şükretmeleri, kadına biçilen değeri gösteren çarpıcı bir uygulamadır. Tarihsel örnekleri çoğaltmak mümkündür. İnanışlarla birlikte din kuralları toplumu dönüştürmekte güçlü bir etkendir.

SEMAVİ DİNLERDE KADINA BAKIŞ AÇISI

Kadınlar tarih boyunca dezavantaj bir cins olmuştur. Kadınlarla alakalı olumsuz algı, dinlerde insanlığın başlangıcına dayandırılır. Kadının Ontolojik olarak erkek için vardır anlayışı, ilk  günahtan itibaren kadının ‘fitne kaynağı’ olarak addedilmesi günümüzün tahrif edilmiş Hristiyan ve Yahudi geleneğinde mevcuttur. Aynı şekilde kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair kutsal kitaplarında net ifadeler barınmaktadır.

Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı.

Yeni Ahit, 1. Korintliler / 11. Bölüm 8-9. Maddeler

Bu inanış “Kadınlar erkekler için mi yaratıldılar?” “Kadınların kocalarına itaatleri dini bir vazife midir?” gibi fıkhi sorunları zamanla beraberinde getirdi. Öte yandan kadının “erkekten yaratılmış” olduğunu ifade veya ima eden bir tek Kuran ayeti bile mevcut değildir. Kuran’ı Kerim’de yasak elmanın sorumluluğu ağırlıklı olarak Adem’e yüklenmiştir. Aynı zamanda Kuran’da Havva’nın, Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığına dair bir ifade de bulunmamaktadır.

Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem rabbine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.

Tâhâ Suresi 121. Ayet

İSLAM GELENEĞİ VE KADININ YERİ

Kadının “erkek için yaratılma” iddiasının İslam dini açısından şirke götürme tehlikesi barındırdığını ve Zariyat Suresinin 56. Ayetindeki “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” ifadedesiyle yaratılanın ancak yaratıcı için var olduğunu açıklayabiliriz. Kuran, erkek ve kadının aynı özden, aynı canlı türünden yaratıldıklarını söyler. Aksini iddia eden tek bir ayet olmadığını, tefsircilerin Adem ile Havva’nın yaratılış hikayesini İsrailiyat kaynaklarından alarak kendi yorumlarına ekleyerek kadının ikinci sınıf olduğu hissini oluşturduklarına dair kanaatler bulunmaktadır.

Kuran, her ne kadar bu tür iddialara yer vermemiş ve kadın ile erkeği eşit muhatap almış olsa da, zaman içinde bu inanışların İslam’a girmesi engellenememiştir. İslam’ın kısa zamanda hızlı ve birçok coğrafyaya yayılması ve peygamberimizin vefatı sonrasında Kurani reformlar ve değişen kültürler, kadınların aleyhine olan uygulamaları bünyelerinde taşımışlardır. Halife Reşid zamanında kadınların ata bindikleri, Divan başkanlığına atanmış olan bir kadının her Cuma dilekçeleri kabul ettiği ve konuları hemen karara bağlayıp imzaladığı da kaynaklarda aktarılmıştır. Ancak kültürel etkileşim dinin emri gibi algılanmış ve sosyal hayat evrilmeye başlanmıştır. Muaviye’nin yönetime gelmesiyle kadın hakları giderek yok olmuştur. [1] Abdullah bin Ömer’den rivayet edilen, Buhari’deki şu hadis, meseleyi güzel tarif etmektedir:

Peygamber devrinde hakkımızda ayet iner korkusuyla kadınlarımıza elimizi ve dilimizi uzatmaktan sakınırdık. Peygamber vefat edince, dilimizi ve ellerimizi onlara uzatmaya başladık.

Buhari – Nikah,80

İslam’la beraber kadınlar, ailelerine veya statülerine bakılmaksızın, artık toplumun tam ferdi olarak kabul edilmiş ve önceden sadece erkeklere tanınan birçok hakkı özgürce kullanmaya dinen ve hukuken hak kazanmışlardır. İbn Sa’d’ın (777-845) “Kitabü’t-Tabakatü’l Kebir adlı eserinde Peygamberimiz dönemindeki kadınlar, hiç de günümüzdeki Müslüman kadınlar için öngörülen pasif hayatı yaşamamışlar, günlük hayatın her alanında yer almışlardır.

SONUÇ

Kuran’a, akla ve fıtrata  aykırı olan hadisler özenle  seçilmelidir. Müslüman toplumlarda din büyük bir otoritedir. Dini, kadınları hayatın dışına itmek isteyenler, önemli bir araç haline  getirmişlerdir. İslam dininden bağımsız olarak dünyada kadın, ataerkil toplumunun ikincil cinsi olmaya devam etmektedir.


[1] İslam ve Kadın – Caner Taslaman

Yorum ekle

Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 12 aboneye katılın